uzun bir yoldan gelmiştim.makilerin çizdiği yüzüm bacaklarım küçük sızılarla aciyor kaşınıyordu.nihayet mağrama gelebilmiştim.nemli karanlık mağramda ufacık kazmam ve küreğimle görev edindiğim hazinemi çıkarıyorumdum.çıkardıklarımı gözümün gördüğü yere bırakıyordum.ışıkları aydınlatıyordu beni biraz onlara bakarak doyuyor sonra devam ediyordum görevime.mağranın ağzından içerlere doğru bırakılmış ekmek kırıntıları gibi serpiştiriyordum bir gün çıkarken toplamak için onları.orda olduğum için isyankar diildim aksine orda olmayı ben istemiştim.çıkardığım taşların herbiri bana dış dünyanın yansımalarını gösteriyordu.o yüzden hiç vakit kaybetmemiş olacaktım dışarıya çıktığımda.hatta gördüklerim saf gerçek olduklarından dışardakilerden çok daha fazlasını biliyordum.mağranın karanlıklarına doğru gidiyordum.bazen kör edici karanlıklara rastlıyor gözlerimi kapatıp içimdeki ışıkla ilerliyordum.derken bi an nefessiz kaldım.bıraktığım hazineleri izleyerek mağranın çıkışına gitmek için yola koyuldum.hazinelerim!! yoktular birileri onları almıştılar.kendilerininmiş gibi..elimdeki taşlara baktım.kimlerdi alanlar diye.gördüm..dostlarım,sevgililer,yalancılar....kendilerininmiş gibi gördüklerini anlattılar.izledim onlarıda..nede olsa hayat savaştı ve savaşlarda herşey mübah..ya sırtından vurmak!!!gerçekten mübahmıydı savaşta bile.gerçi ne kadar önemli olabilirdiki sırtımdan vurulmuş olmak burda kaybolmuşken ben.kimsenin geleceği yoktu,merak ettiği yoktu...uzun zamandır burdayım...belki bir gün bulurlar diye hazinelerimi bırakmaya devam ediyorum.kaybolmuşluğum her geçen gün artıyor anlıyorum.buralarda nefes almak zorlaştı çünkü.tek düşündüğüm artık biri beni bulurmu..taşlara bakıyorum göstermiyor..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder